Anadolu Ozanı Neşet Ertaş

Anadolu Ozanı Neşet Ertaş

Neşet Ertaş'ın gerek yaşamın içerisinde, gerekse sanat icrası sırasında; insan gönlüne seslenirken sergilediği doğallık, içtenlik ve engin gönüllülük, sanatının niteliğini belirleyen temel ögelerdendir.

En ince duyguları ve düşünceleri büyük bir içtenlik ve samimiyetle ileten Ertaş'ın bu yönü sanatının daha yalın ve doğal bir nitelik kazanmasını sağlamıştır. Özü neyse, sözü de aynı olan ve bu durumu, olduğu gibi olmak biçiminde tanımlayan Ertaş, bunun dışına çıkmanın abartı ve bir anlamıyla da kandırmaca olduğu görüşündedir. Abartı ve yalanı hiç sevmediğini sıklıkla dile getiren Neşet Ertaş'ın, sözlerinin bu denli etkili olmasının ve benimsenmesinin ana nedeni; olanı, olduğu gibi söylemesidir. Konuşurken, çalıp-söylerken; olup biteni, abartmadan, içtenlik ve yalınlık içerisinde, tüm gerçekliği ve çıplaklığı ile söyler Ertaş. Bu durumu da, "Ben, okula gitmedim; kitap okumadım. Türkü söylemeye başladığım zaman, babamdan bellediğim neyse, onun dışına çıkmam." diyerek dile getirmektedir.

Olanı; olduğu gibi, değiştirmeden, aslına bağlı kalarak söyleme anlayışı, Ertaş'ta geleneğe sıkı bağlılığı getirmiştir. Ertaş'ta karşılaşılan, aslına sadık kalma olgusu yalnızca dilde değil, aynı zamanda müzikte de kendini belli eder. O, güçlü bir sanatsal tavır içerisinde çalıp-söylediği havalarda, eserin özüne ve genel biçimine sadık kalmaya özen göstermiştir. Bu konuda da örneğinin babası olduğunu belirtenAnadolu Ozanı Neşet Ertaş, ustasından biraz daha farklı bir yol izlemiştir. O; sanata atıldığı dönemden başlayarak, kısa sürede kişisel tavrını, ifadesini yakalayarak seslendirdiği anonim eserlerde bile ustasının yaklaşımından farklı olarak kendi ifadesini daha öne çıkaran bir görünüm sergilemiştir.

Anadolu yürekli Neşet Ertaş'ın; gerek kişiliğini, gerek sanatını geliştirme adımlarında, çocukluk yıllarında katıldığı muhabbetler ve cemlerde kazandığı bilgi, görgü ve edep-erkânın önemi de büyüktür. Aşk dolu yüreği ile kendi özünden gelene ve kendi düşüncelerine yönelmiş, kişisel anlayışını geliştirme yolunda emek harcayan Ertaş, daha o yıllarda notlarını belleğine kazıdığı ve ilerleyen zaman içerisinde değerini daha da iyi kavradığı bu kazanımlar ile kâinata bakışını belirleyerek felsefesini şekillendirmiş, birbirinden değerli eserler üretmiştir.

Neşet Ertaş'ın, kalıtımsal olarak taşıdığı özelliklerin yanında, gerek ailesinden, gerek aşiret kültüründen aldığı, gerekse zamanla yaşam içerisinde kazandığı görgü ve terbiyenin de sanatsal üretimlerini derinden etkilediği görülür. Yanık yüreği, içtenliği, saflığı, sadeliği, engin gönlü ve terbiyesi ile tam bir Anadolulu olan Neşet Ertaş, bu özelliklerinden asla ödün vermemiş, olduğu gibi olma tavrını tüm yaşamı boyunca sürdürmüştür. Gerek aşiretinden, gerek babasından edindiği görgü ve terbiye; belli bir sanat ve iş ahlâkının da oluşmasını sağlamıştır.

Aşk dolu bir yürekle ve tutkuyla bağlandığı sanatına karşı son derece özen gösteren, her bir sözün, ezginin izini dikkatle süren; oluşumu, olgunlaşması ve icrasına da özen gösteren Ertaş'ın bu anlayışı, sanatının niteliğini belirleyen temel olgudur. İşine ve iş ilişkisinde olduğu insanlara karşı da daima özenli olan Ertaş, işinin icrası sırasında da son derece dikkatli ve özverilidir. Aldığının hakkını vermeyi, kendisini dinlemek için gelen herkesin gönlünü yapmayı ilke edinen ve Allah ne verdiyse anlayışı ile son kişi kalana kadar bütün gücü ile çalıp-söyleyen Neşet Ertaş, böylelikle insanların gönlüne taht kurmuştur.

Neşet Ertaş'ın, sanatına ve sanatsal üretimlerine etki eden kişilik özelliklerinden biri de, çalışkanlığıdır. Boş durmayı ve boşa zaman geçirmeyi hiç sevmeyen Ertaş, yaşamı boyunca dinlenme vb. dışındaki zamanlarının çoğunu sanat çalışmaları ile geçirmiştir. Özellikle gençlik yıllarında, elinden sazı hiç düşmeyen ve sürekli bir arayış içinde çalışmalarını sürdüren Ertaş, böylelikle sayısını kendisinin de bilmediği çok sayıda eseri kültürümüze kazandırmıştır. Titiz ve disiplinli bir çalışma anlayışında olan Neşet Ertaş, kendisinin bu yönü ile ilgili olarak; "Başladığım işi bitirmeden bırakmam, başka şeyle ilgilenmem."

Ertaş'ın, başladığı işi bitirmeden bırakmama anlayışı; gerek stüdyo kayıtları, gerek düğünler yanında salon konserlerinde hatta her bir eserin icrası sırasında bile göze çarpar. Stüdyo kayıtları sırasında işini tamamlamadan stüdyodan çıkmayan Neşet Ertaş'ın, en küçük bir soruna bile hoşgörü göstermediği, hatta bir tezeneyi eksik vurduğunda bile kaydı sildirerek yeniden yaptığı kulaktan kulağa aktarılmaktadır.

Ertaş'ın düğün çalgıcılığı da, onun çalışkanlığının ve iş anlayışının en çarpıcı yüzünü ortaya koyan ögelerden biridir. Hiç durmadan, kesintisiz bir biçimde, saatlerce, bıkmadan, usanmadan, neredeyse sesi kısılana dek sergilediği ve toplamda kimi zaman birkaç günü bulan icrası başlı başına bir olgudur. Öyle ki, bu yönüyle Neşet Ertaş; düğün çalgıcılığında yeni bir çığır açmış, seyrini değiştirmiştir.

Ertaş'ın salon konserleri de, tıpkı düğün çalgıcılığına paralel bir seyir izler. Dünya genelinde ortalama olarak en çok iki saati bulan salon konserleri, onun icrasında, dört ya da beş saate, hatta daha fazlasına kadar uzayabilmektedir. Bu durum, katıldığı TV programlarında da görülür. Yüksek performans, dayanıklılık ve hitabet gücü gerektiren bu durumun temelinde de Neşet Ertaş'ın çalışkanlığı ve sabrı yatar.

Çalışmayı ve çalışkan olmayı erdem sayan Neşet Ertaş, çalışmadan kazanmayı içine sindiremez. Bu duygu ile performanslarında, her eseri aceleye getirmeden, sabırla icra eder. Sabrı, insanın en yakın dostu olarak gören Ertaş'ta karşılaşılan bu güçlü sabır duygusu, eserlerin icrasında ortaya çıkan oturaklı ve doygun icranın da temelini oluşturur.

Neşet Ertaş'ın eserleri ile sanatına ve sanatsal üretimlerine etki eden kişilik özelliklerinden biri diğeri, yüksek öz güven duygusudur. Sakin, ağırbaşlı ruh yapısı, hassas yüreği ile Ertaş, kendi düş dünyası içerisinde içe kapanık bir yaşam sürer. Onun bu, kalabalıklardan kaçan, yalnız başına kalmayı ve adeta inzivada yaşamayı seven hâli, hemen hemen tüm yaşamı boyunca sürdürdüğü değişmez davranış biçimidir. Böylelikle, haftanın 5-6 günü tek başına bir köşeye çekilerek bir yandan kendini de, öte yandan dünyayı dinleyen Neşet Ertaş, hafta sonları gittiği düğünlerde ya da konserlerde yüreğinde birikeni, sanki dışarı atarcasına büyük bir enerji ile ve vecde halinde çalıp-söyler. Günlük yaşam içerisinde; biraz ağır sayılabilecek bir beden ritmi olan Ertaş'ın, sahneye çıktığında aldığı kabına sığmaz, yerinde duramaz hâl ile ortaya çıkan enerji patlaması, onun yüksek öz güveninden kaynaklanır.

 

Daha çocuk denecek yaşlarında iken, sesini duyduğu Hacı Emmi'sinin ardından Ankara'ya iki kez giderek Yurttan Sesler'de sesini radyodan duyurabilme adına girişimde bulunması, cebinde parası olmadan memleketini terk edip İstanbul'a giderek burada iki yıl kalabilme cesaretini göstermesi, sonrasında Ankara'ya yerleşerek zorlu bir yaşam mücadelesine girebilme cesaretini göstermesi, tek başına çıktığı Anadolu turneleri, sahnede saatlerce tek başına kalarak seyirciye seslenmesi ve daha niceleri, hep onun bu kendinden emin duruşundan, güçlü öz güveninden kaynaklanmaktadır.

 

Neşet Ertaş; Tanrı'nın herkese, kendi aklı, kendi fikri ile yürüsün diye pırıl pırıl bir beyin verdiğini, her insanın kendi beyninin farkına vararak onu bu doğrultuda kullanması gerektiğini önemle vurgular. Kişinin her bilgiyi, her olguyu, her durumu akıl, fikir ve mantık süzgecinden geçirerek, kulaktan dolmalar ya da hazır bilginin yönlendirici etkisi altında kalmadan öz varlığından geleni içinde duyarak kendi görüşlerini oluşturması gereğinin altını önemle çizer: "Allah seni dünyaya getirdiğinde pırıl pırıl bir akıl veriyor. Kendi düşüncen, kendi mantığınla yürü diye. Doğru olan kendi aklın, fikrin, mantığındır. Sana, senin fikrinden, senin zikrinden, senin zihninden daha yakın bir dost olabilir mi?"  

 

Neşet Ertaş, bu düşünce doğrultusunda kendi aklı, fikri, mantığı ve yüreğinin sesiyle kendi mahlâsını da kullandığı çok sayıdabeste türküler üretmiştir. Bu eserlerden özellikle deyişlerde, görüşlerini açık bir dille aktararak öğüt-nasihat gibi ana konuları da işleyen Neşet Ertaş, böylelikle ozan kimliğini ortaya çıkarmıştır. Ertaş'ın öz güveninden kaynaklı bu tutumu, onun türkülerinde karşılaşılan kararlı ve tutarlı kişisel felsefesinin de ana kaynaklarındandır.

 

Kendine duyduğu yüksek öz güvenle yaşamı kavrayan Ertaş, teslimiyetçiliğe de asla ödün vermemiştir. Bu durumu; "Kadere inanmam. Kader, boyun eğmek demektir ve doğru da değildir!" sözleriyle belirten Ertaş; sorunlar karşısında hiçbir zaman yılgınlığa düşmemiş, tam tersine öz güveninden dolayı daima mücadele içinde olmuştur. Eserlerde kader (yazgı/alın yazısı) ögesini zaman zaman kullanan Ertaş'ın, kader olarak söz ettiği, dinsel yönü ile boyun eğmek ve kabullenme anlamına gelen alın yazısı kavramı değil, tıpkı felek gibi engeller, engelleyenler, kötülükler ve kötülerdir. Bu yüzden Ertaş, kader kader derler de, bu nasıl kader? gibi dizelerle başlayan eserlerinde bunları eleştirerek, yerer.

 

Neşet Ertaş'ın yüksek öz güveni yanında; sezgi, kavrayış ve muhakeme gibi özellikleri ile güçlü aklı da kendi düşüncelerinin peşinden gitmesinde etken olmuştur. Böylelikle tamamen öz varlığına yönelen Neşet Ertaş; hazır bilginin yönlendirici etkisi altında kalmadan, kendi fikirlerini geliştirmiştir. Ertaş bu durum için: "Allah'a şükür, ben kulaktan dolmadım; yüreğimden kaynayanı aktardım. Babam da yüreğinden kaynayanı aktarırdı. Kulaktan dolmalar, öteden beri kim ne doldurduysa onun etkisi altında kalarak konuşurlar." demektedir.  

 

Bu anlayış ile her olguyu akıl, fikir ve mantık temelinde ele alıp vardığı kişisel yargısından sonra özgün bir anlayışla ortaya koyan Neşet Ertaş, birçok görüş ve yaklaşım üretmiştir. Açık, net anlaşılır bir biçimde ve ifadede dile getirdiği, kişiliği ile özdeşleşmiş bu eserler de; onun yüksek öz güveninin sanatına yansımalarıdır.

 

Neşet Ertaş'ın hayat yolundaki yaşamsal ve sanatsal tavrında göze çarpan en önemli nokta; bildiği yoldan şaşmadan ve ödün vermeden, kararlılıkla yürüdüğü, böylelikle de kendine özgü, tutarlı ve bütünlüklü bir yol oluşturduğudur. Daha ilk dönemlerden başlayarak öne çıkan ve çok küçük sapmalarla gerçekleşen bu süreç içerisinde, ilk günden günümüze kadar sürdürdüğü değişmeyen bir kararlılık ve tutarlılıktaki anlayışı, kesintisiz üretimi, aralıksız süregelen icrası ve hizmeti hep bu düşüncenin ürünüdür.

 

Neşet Ertaş'ta can bulan böylesine güçlü yaşamsal ve sanatsal tavrın kaynağında ise; kişilik yapısındaki ısrarcılığa hatta inatçılığa varan kararlılığı ve dehanın verdiği güven duygusunun bulunduğu görülür. Böylelikle yarattığı yolda ödün vermeden, kararlılık ve tutarlılıkla yürüyen Neşet Ertaş; her ne kadar bir yönüyle gelenekçi olsa da, yaşadığı dönemi ve geleceği gözeten yapısı nedeniyle daima eleştirel bakabilmiş, bu yönünü canlı tutarak öz tavrını gerçekçi temeller üzerine oturtmuştur.

 

Gerçekçilik, Neşet Ertaş'ın yaşamsal ve sanatsal tavrına etki eden en belirgin kişilik özelliklerinden biridir. Ertaş; duygularıyla, düşünceleriyle, olaylar ve durumlar karşısındaki tutumu o kadar gerçektir ki, kaynağını, onun hiç ödün vermeyen doğrucu tavrından alan bu gerçeklik hâli, yaşamsal ve sanatsal ifadesine de bütünüyle yansımıştır. Ertaş'ta can bulan gerçekçilik anlayışı; elinin tuttuğu, gözünün gördüğü gibi somut bir temele oturan mantık kavrayışı ile durumlar ve olaylar karşısında takınılan mutlaka doğrudan yana olma tavrı ekseninde açıklanabilir. Kişinin kerameti; her durumda doğruyu söyleyebilmedir; diyen Ertaş, sonucu ne olursa olsun insanın, mutlaka doğrunun peşinde olup doğruları dile getirmesi gerektiğini savunur. Bu düşünce ile kendisi de yaşamı boyunca doğru olmaya, doğruları savunmaya ve eserlerinde doğruları aktarmaya çalışmıştır.

 

Neşet Ertaş'ın yaşamsal ve sanatsal tavrı ile türkülerine etki eden en önemli kişilik özelliklerinden biri de mükemmeliyetçiliğidir. Günlük yaşamda son derece mütevazi ve sade bir yaşam sürmeye çalışan Neşet Ertaş; konu sanat olunca, bunun tam tersine, olabilecek ve yapabileceklerinin en iyisini ortaya koymayı amaçlar. Eserlerinin, gerek söz ve gerekse ezgi yapısındaki alabildiğine genişlik, zenginlik ve karmaşıklık ile sanki hiç değiştirilemeyecekmiş gibi duran bir mükemmelliğe ulaşmış bileşimler, hep bu düşüncenin sonuçlarıdır.

Ertaş'ta, ödünsüz bir görünüm sergileyen bu hâl; bir yanıyla maddiyatı reddedip gönüllü yoksulluğu seçerken, diğer taraftan gönül zenginliğine yönelerek, öz gücünü bütünlükle burada kullanması ve böylelikle kendini mükemmele ulaştırması olarak açıklanabilir. Ertaş'ın, yarım asırdan fazladır mükemmelliğe ulaştırarak bıkmadan, usanmadan ve yorulmadan, kesintisiz bir biçimde sürdürdüğü sanatı ve yarattığı türkülerinde hep bu anlayışın izlerini sürmek mümkündür.